ESİR(Ether) Nedir?
19.yüzyıla kadar bilim insanları ışık hızının sonsuz olduğuna inanıyordu. Işık hızındaki bu belirsizlik fiziğin ilerlemesinin önünde büyük bir engeldi. 19.yüzyılın ortalarında ışık hızının bulunması sonunda modern bilimin önünü açmıştı fakat kafalarda birçok sorunun belirmesine de neden olmuştu. Bu sorulardan biri de ışığın hızının neden her yerde aynı olmadığıydı. Bu bilim dünyasında büyük bir karışıklık yaratmıştı. Bunun üstüne bilim insanları Eski Yunan Filozoflarının öne sürdüğü ‘’ether ‘’ yani esir maddesinin varlığının ışık hızının değişkenliğinde etkili olduğunu düşünmeye başladı. Yunan Filozoflarına göre bu madde gazdan daha akışkan ve hafif bir madde halini temsil etmekteydi.
Esir’i denize ve ışığı da bu denizin dalgalarının etkisiyle yön değiştiren denizanalarına benzetebiliriz. Bu sayede dünyanın farklı yerlerinde bulunan denizanalarının hızları da farklı olacaktır. Bilim insanlarına göre esir ve ışığın arasındaki ilişki de denizle denizanasının arasındaki ilişki gibiydi. Esir’in varlığı ışığın her yerde neden aynı hızda olmadığını açıklıyordu ama bu varsayımda yeni bir soruyu bilimin odağına yerleştirmişti. Bu sefer esirin yönü hakkında tartışılmaya ve deneyler yapılmaya başlandı. Ama ilk iş esirin varlığını tam anlamıyla kanıtlamaktan geçiyordu.

1887 yılında Edward Morley ve Albert Michelson esirin varlığını kanıtlamak amacıyla Case Western Reserve Üniversitesi’nde 2 geçirgen olmayan ve 1 yarı geçirgen ayna olmak üzere toplam 3 ve birbirinden farklı konumlarda bulunan aynalarla bir ışık deneyi yaptı.
Deneyde yarı geçirgen ayna kaynaktan çıkan ışığı 2 parçaya bölmek için kullanılır bu sayede ışık birbirine dik konumlarda yerleştirilmiş iki aynaya da ulaşır. Daha sonra aynalardan yansıyıp yarı geçirgen aynaya tekrar ulaşan ışık süzmeleri yarı geçirgen aynadan da alıcıya yansır. Asında kısaca aynı kaynaktan çıkan ışığı farklı konumlardan belli bir alıcının üstüne düşürerek farklı açılardan gelen ışığın hızını ölçmek amaçlanmıştır. Eğer esir var ise ışıklardan biri alıcıya daha geç ulaşmalıdır çünkü ışığın gecikme sebebini açıklamanın tek yolu esirin yönünün o ışığın gidişini yavaşlatabilecek bir açıda olmasıdır. Fakat deney olumsuz sonuç vermiştir ve esirin kesinlikle var olmadığını kanıtlamıştır.

‘’Esir’’ in var olmadığının kanıtlanması bilim dünyasını büyük bir karamsarlığa sürüklese de daha sonra bilim için bir dönüm noktası olan teorinin temellerinin atılmasına etkili olmuştur. Aslında bilim dünyası olarak yapılan her yanlış bir şekilde doğru sonuca ulaşılmasına etki etmiştir. Aynı şekilde ’’Esir’’ in varlığı konusunda yapılan büyük yanlış, bu olaydan yaklaşık 50 yıl sonra bulunacak olan ‘’Özel Görelilik Teorisi’’nin bulunmasında bir yol gösterici olmuştur. Çünkü ‘’esir’’in yokluğu bilim insanlarının bu soruna yeni çözümler aramasını sağlamıştır. Bilim her zaman ilk seferinde doğruyu bulamasa da onun yaptığı yanlışlar bizi bugün bilim noktasında olduğumuz yere ulaştırmıştır. Aynı Edison’un ampulü icat ederken yaptığı gibi elediği her yanlış ona doğru yolu göstermiştir.